Bilirkişi Raporları Arasındaki Çelişki Giderilmeden Ve Gerekçe İle Hüküm Arasında Çelişki Oluşturularak Karar Verilemeyeceğine İlişkin Yargıtay Kararı

Ekleyen: Av. Mücahit Çelik
Tarih: 25.09.2026
6
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Esas: 2017/8760 Karar: 2019/5253
Özet

Taraflar ve Dava Konusu: Davacı kiracı ile davalı kiralayan arasındaki menfi tespit (borçsuzluğun tespiti) ve icra inkar tazminatı davasıdır.

Davacı Talebi: Davacı vekili, kiralanan taşınmazın 30/09/2012 tarihinde tahliye edilip anahtarının davalı yetkilisine teslim edildiğini, buna rağmen davalının 6 aylık kira bedeli karşılığı 40.500,00 TL asıl alacak üzerinden icra takibi başlattığını belirterek borçlu olmadığının tespitine ve %20 kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı: Davalı vekili, davacının tahliye bildirimini usulüne uygun yapmadığını, sözleşmenin yenilenmesine sebebiyet verdiğini ve makul süre kira bedelinden sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece ve Temyiz Süreci: Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 33.750 TL'den kiracının sorumlu olduğuna, 6.750 TL yönünden borçlu olunmadığının tespitine ve bu miktar üzerinden %20 icra inkar tazminatına karar verilmiş; karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Temyiz Ne Karar Verdi: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, mahkemenin gerekçeli kararda son bilirkişi raporuna dayandığını belirtmesine rağmen hüküm fıkrasında ilk raporu esas alarak gerekçe-hüküm çelişkisine yol açtığını tespit etmiştir. Ayrıca, ilk bilirkişi raporu ile ikinci bilirkişi raporu arasındaki makul süreye ilişkin çelişki giderilmeden karar verilmesini usul ve yasaya aykırı bularak hükmün bozulmasına oy birliğiyle karar vermiştir.

Tam Orijinal Karar Metni

3. Hukuk Dairesi
2017/8760 Ε. 2019/5253 Κ.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : SULH HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Davacı, kiralanan yerin 30/09/2012 tarihinde tahliye edildiğini, anahtarın davalının yetkilisine teslim edildiğini, davalının altı aylık (eylül şubat) kira bedeli için 40.500,00-TL asıl alacak üzerinden icra takibi yaptığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitine ve % 20 kötüniyet tazminatı ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, davacının bildirim yapmadığını, sözleşmenin yenilenmesine neden olduğunu, makul süreden sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, [SANSÜRLENDİ] 2. İcra Müdürlüğünün 2012/19264 Esas sayılı icra dosyasında 1 USD karşığılı 1.80 TL bazında 33.750 TL kiradan kiracının sorumluluğunun bulunduğu, 6.750 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine, icra inkar tazminat koşulları oluştuğundan yukarıda belirtilen takip tarihi itibariyle kur gözönüne alınarak 6.750 TL'nin % 20 si oranındaki icra inkar tazminatının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1-) Mahkeme kararında yazılacak hususlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.

Öte yandan, kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararın hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz ve uygulanabilir olması gerekmekle birlikte, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi sebeplere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.

Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.

Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 298/2. maddesinde de "Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz." şeklinde özellikle düzenlenmiştir.

Gerekçe-hüküm çelişkisi, 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas, 1992/4 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına aykırı olup, salt bu aykırılık bozma sebebidir.

Somut olayda, gerekçeli kararda dosyaya sunulan son bilirkişi raporunun hükme esas alındığı belirtildiği halde, oluşturulan hükümde ilk raporun dayanak alınması doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.

2-) Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Somut olayda, emlak uzmanı, inşaat mühendisi, hukukçu bilirkişilerin hazırladığı 26/03/2015 tarihli bilirkişi raporunda kiracının sadece altıncı ayın kirasından sorumlu olmadığı belirtilmiş, davacı rapora itiraz etmiştir. Dosyaya sunulan avukat, bankacı, şehir plancısı üç bilirkişiden oluşan kurulun hazırladığı 29/01/2016 tarihli raporda, makul sürenin iki ay olduğu, 2012 yılı eylül, ekim, kasım ayları kira bedellerinin talep edilebileceği belirtilmiştir. Raporlar arasında oluşan çelişki giderilmeden karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.

3-) Bozma nedenlerine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK' un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, üçünçü bentte yazılı nedenlerle diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/06/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Not: Bu karar, orijinal mahkeme kararının yapay zekâ ile daha okunabilir hâle getirilerek yeniden düzenlenmiş hâlidir; orijinaliyle birebir aynı olmayabilir. Bu nedenle Adalet Bakanlığı'nın ilgili mevzuat ve içtihat sitesinden doğrulanmadan hiçbir hukuki, idari veya resmî işlemde kullanılmamalıdır. Doğrulanmadan kullanımdan doğabilecek zararlardan sorumluluk kabul edilmemektedir.

Yorumlar (0)

Bu karara henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.

Yorum Gönder'e tıklayarak, ad-soyad ve yorum metninizin Gizlilik ve KVKK Aydınlatma Metni kapsamında işlenmesini kabul etmiş olursunuz.

Av. Mücahit Çelik