Emsal Kararlar
Not: Bu sayfadaki kararlar, orijinal mahkeme kararlarının yapay zekâ ile daha okunabilir hâle getirilerek yeniden düzenlenmiş hâlleridir; orijinalleriyle birebir aynı olmayabilir. Bu nedenle Adalet Bakanlığı'nın ilgili mevzuat ve içtihat sitesinden doğrulanmadan hiçbir hukuki, idari veya resmî işlemde kullanılmamalıdır. Doğrulanmadan kullanımdan doğabilecek zararlardan sorumluluk kabul edilmemektedir.
| Karar Başlığı | Daire | Ekleyen | Tarih | Okunma | |
|---|---|---|---|---|---|
| Uzman Erbaş Sözleşmesinin Kendisinden İstifade Edilememe Sebebiyle Feshine İlişkin İşlemin Kanuni Dayanağının Anayasa Mahkemesince İptal Edilmesi Nedeniyle İptali Danıştay Kararı | Danıştay 12. Dairesi | Av. Mücahit Çelik | 26.09.2026 | 23 |
Oku
Taraflar ve Dava Konusu: Uzman çavuş olarak görev yapan davacı ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı (Milli Savunma Bakanlığı) arasındaki sözleşmenin feshi işleminin iptali davasıdır. Davacı Talebi: Davacı vekili, müvekkilinin kendisinden istifade edilemeyeceğinden bahisle sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin Kara Kuvvetleri Komutanlığının 14/02/2018 tarihli işleminin iptalini talep etmiştir. Davalı Cevabı: Davalı idare vekili, davacının kan ve idrar örneklerinde uyuşturucu madde tespit edildiğini, ifa ettiği görevin hassasiyeti ve yürürlükteki mevzuat hükümleri uyarınca kendisinden istifade edilememe halinin gerçekleştiğini, işlemin hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece ve İstinaf Süreci: İlk Derece Mahkemesince, davacıdan istifade edilemeyeceği gerekçesiyle sözleşmesinin feshedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi ise istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Temyiz ve Danıştay Gerekçesi: Temyiz incelemesini yapan Danıştay 12. Dairesi; dava konusu işlemin yasal dayanağını oluşturan 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun 12. ve 19. maddelerindeki 'kendisinden istifade edilememe hallerinin yönetmelikle düzenleneceğine' ilişkin ibarelerin, Anayasa Mahkemesinin 01/06/2022 tarihli ve E:2022/4, K:2022/64 sayılı kararı ile Anayasa'nın 13. ve 70. maddelerine aykırı bulunarak iptal edildiğini vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının bağlayıcılığı ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkeleri gereğince, iptal edilen kanun hükmüne dayanılarak çıkarılan Yönetmelik uyarınca tesis edilen fesih işleminde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Sonuç: Davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verilmiştir. |
| Bilirkişi Raporları Arasındaki Çelişki Giderilmeden Ve Gerekçe İle Hüküm Arasında Çelişki Oluşturularak Karar Verilemeyeceğine İlişkin Yargıtay Kararı | Yargıtay 3. Hukuk Dairesi | Av. Mücahit Çelik | 25.09.2026 | 23 |
Oku
Taraflar ve Dava Konusu: Davacı kiracı ile davalı kiralayan arasındaki menfi tespit (borçsuzluğun tespiti) ve icra inkar tazminatı davasıdır. Davacı Talebi: Davacı vekili, kiralanan taşınmazın 30/09/2012 tarihinde tahliye edilip anahtarının davalı yetkilisine teslim edildiğini, buna rağmen davalının 6 aylık kira bedeli karşılığı 40.500,00 TL asıl alacak üzerinden icra takibi başlattığını belirterek borçlu olmadığının tespitine ve %20 kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: Davalı vekili, davacının tahliye bildirimini usulüne uygun yapmadığını, sözleşmenin yenilenmesine sebebiyet verdiğini ve makul süre kira bedelinden sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece ve Temyiz Süreci: Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 33.750 TL'den kiracının sorumlu olduğuna, 6.750 TL yönünden borçlu olunmadığının tespitine ve bu miktar üzerinden %20 icra inkar tazminatına karar verilmiş; karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Temyiz Ne Karar Verdi: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, mahkemenin gerekçeli kararda son bilirkişi raporuna dayandığını belirtmesine rağmen hüküm fıkrasında ilk raporu esas alarak gerekçe-hüküm çelişkisine yol açtığını tespit etmiştir. Ayrıca, ilk bilirkişi raporu ile ikinci bilirkişi raporu arasındaki makul süreye ilişkin çelişki giderilmeden karar verilmesini usul ve yasaya aykırı bularak hükmün bozulmasına oy birliğiyle karar vermiştir. |
| Karşılıklı Boşanma Davasında Asıl Davanın Kesinleşmesi Halinde Karşı Davanın Konusuz Kalması Yargıtay Kararı | Yargıtay 2. Hukuk Dairesi | Av. Mücahit Çelik | 24.09.2026 | 53 |
Oku
Taraflar ve Dava Konusu: Davacı-davalı kadın ve davalı-davacı erkek tarafından karşılıklı olarak açılan evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma ve fer'ileri (tazminat, nafaka, yargılama gideri) davasıdır. Davacı Talebi: Davacı-davalı kadın vekili, tarafların boşanmalarına, kadın lehine maddi ve manevi tazminat ile nafakaya hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı ve Karşı Dava Talebi: Davalı-davacı erkek vekili, asıl davanın reddini savunmuş; karşı davasında ise tarafların boşanmalarına, erkek lehine tazminatlara hükmedilmesini ve kadının tazminat taleplerinin reddini talep etmiştir. İlk Derece ve İstinaf Süreci: İlk Derece Mahkemesince her iki boşanma davasının kabulü ile boşanmaya karar verilmiş; kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi eksik inceleme gerekçesiyle kararı kaldırmıştır. Kaldırma kararı sonrası yapılan yargılamada, kadının boşanma davası ilk kararda erkek tarafından istinaf edilmeyerek kesinleştiğinden kadının davası hakkında 'karar verilmesine yer olmadığına', erkeğin karşı davasının ise kabulü ile yeniden boşanmaya karar verilmiştir. Taraf vekillerinin istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddedilmiştir. Temyiz ve Yargıtay Gerekçesi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi yaptığı incelemede; kadının açtığı asıl boşanma davasının kabulü kararı erkek tarafından istinaf edilmeyerek kesinleştiğinden, evlilik birliğinin boşanma ile sona erdiğini ve dolayısıyla erkeğin karşı boşanma davasının da konusuz kaldığını tespit etmiştir. Konusuz kalan karşı dava hakkında yeniden boşanma kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemece erkeğin karşı davası hakkında da 'karar verilmesine yer olmadığına' karar verilmesi ve dava tarihi itibarıyla haklılık durumuna göre yargılama gideri ile vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. Sonuç: Bölge Adliye Mahkemesi kararının erkeğin karşı davasının kabulü yönünden kadın yararına ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönüyle bozulmasına, erkeğin tüm ve kadının sair temyiz itirazlarının reddi ile diğer kısımların onanmasına oy birliğiyle karar verilmiştir. |
| Valeye / İşyeri Çalışanına Teslim Edilen Aracın Çalınmasında Araç Sahibinin Özen Yükümlülüğüne Aykırı Davranmadığı Ve Rizikonun Kasko Sigortası Teminatı Kapsamında Kaldığına İlişkin Yargıtay Kararı | Yargıtay 3. Hukuk Dairesi | Av. Mücahit Çelik | 24.09.2026 | 27 |
Oku
Davacı Talebi: Davacı vekili; müvekkilinin kahvaltı yapmak amacıyla gittiği davalı restoran/işyerinde aracının çalışan park görevlilerince (valece) park edildiğini, sonrasında aracın bu işyerinden çalındığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla araç bedeli ve uğranılan zararın davalı restoran şirketi ile kasko sigorta şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalıların Cevabı: Davalı Sigorta Şirketi; kasko poliçesinde hırsızlık riskinin teminat altında olduğunu ancak olayın dolandırıcılık ve emniyeti suistimal niteliğinde bulunduğunu, aracın kendi anahtarı ile çalınmasının poliçe özel şartları uyarınca teminat dışı kaldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı Restoran Şirketi ise; aracın trafiği engellemesi nedeniyle şirket yetkilisince park edilip anahtarın panoya asıldığını, gözetim ve muhafaza sorumluluklarının bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile 130.000,00 TL araç rayiç bedelinin davalı restoran şirketinden tahsiline, kasko poliçe özel şartlarına göre ek prim ödenmeksizin kendi anahtarı ile çalınan araçtan sigorta şirketinin sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davalı sigorta şirketi yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Temyiz Kararı: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi; restoran veya tamirhane gibi yerlere gidildiğinde aracın anahtarının işyeri çalışanına/valeye teslim edilmesinin hayatın olağan akışına, örf ve adete uygun olduğunu, araç sahibinin özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışının bulunmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla aracın sahibinin rızası dışında çalındığı ve rizikonun kasko poliçesi teminatı kapsamında kaldığı kabul edilerek sigorta şirketi yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddedilmesini hatalı bulmuş ve hükmün davacı yararına BOZULMASINA oy birliğiyle karar vermiştir. |
| Akaryakıt İstasyonunda Yanlış Yakıt Doldurulması Nedeniyle Oluşan Ayıplı Hizmetten Dağıtıcı Şirket İle Bayinin Müteselsilen Sorumlu Olduğuna Ve Husumet Yokluğundan Davanın Reddedilemeyeceğine İlişkin Yargıtay Kararı | Yargıtay 3. Hukuk Dairesi | Av. Mücahit Çelik | 24.09.2026 | 22 |
Oku
Davacı (Sağlayıcı Şirket) Talebi: Davacı dağıtıcı akaryakıt şirketi vekili; davalı tüketicinin bayi akaryakıt istasyonundan yanlış yakıt alması sonucu oluşan zarar nedeniyle Tüketici Hakem Heyetince verilen kabul kararının haksız olduğunu, akaryakıt dolum hizmetinin bağımsız bayi tarafından sunulduğunu ve husumetin bayiye yöneltilmesi gerektiğini belirterek Tüketici Hakem Heyeti kararının kaldırılmasını ve başvurunun pasif husumet yokluğu nedeniyle reddini talep etmiştir. Davalı (Tüketici) Cevabı: Davalı vekili cevap dilekçesi sunmamıştır. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Tüketici Mahkemesince; husumetin ayıplı hizmette bulunan bayi akaryakıt şirketine yöneltilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne ve Tüketici Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına kesin olarak karar verilmiştir. Temyiz Kararı (Kanun Yararına Temyiz): Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz istemi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesi; 6502 sayılı Kanun'un 3, 13, 14 ve 15. maddeleri uyarınca sunulan hizmetin ayıplı olduğunu, sağlayıcı konumundaki ana akaryakıt şirketi ile bayinin ayıplı hizmetten ve doğan zarardan tüketiciye karşı müteselsilen sorumlu bulunduklarını tespit etmiştir. Mahkemece sağlayıcı şirketin sorumluluğu göz ardı edilerek husumet yokluğundan davanın kabul edilmesini usul ve yasaya aykırı bularak İlk Derece Mahkemesi kararının sonuca etkili olmamak üzere HMK m. 363/1 uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA oy birliğiyle karar vermiştir. |
| İlk Davalarda Maluliyet Oranının Kesinleşmesinden Sonra Kurumca Maluliyet Artışı Tespiti Yapılsa Dahi Kesin Hüküm Sebebiyle Yeni Tazminat Davası Açılamayacağına İlişkin Yargıtay Kararı | Yargıtay 21. Hukuk Dairesi | Av. Mücahit Çelik | 24.09.2026 | 22 |
Oku
Davacı Talebi: Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinde meydana gelen artış nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: Davalı vekili, önceden açılan davaların kesinleştiğini ve kesin hüküm bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: İş Mahkemesince, Kurum tarafından maluliyet oranının %0'dan artma kaydıyla %3,30 olarak tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Temyiz Kararı: Yargıtay 21. Hukuk Dairesi; daha önce aynı iş kazasına ilişkin açılan dava dosyalarında davacının maluliyet oranının tartışılıp kararların kesinleştiğini, kesin hüküm bulunmasının bir dava şartı (HMK m. 114/1-i) olduğunu, kesinleşen maluliyetten sonra Kurumca artış tespiti yapılsa dahi maluliyet oranında yeniden artma kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Bu nedenle fark maluliyet nedeniyle açılan davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kabul edilmesini hatalı bularak İş Mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA oy birliğiyle karar vermiştir. |
| İş Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Takdir Edilen Manevi Tazminatın Az Olması Ve Kabul Edilen Maddi Tazminat Yönünden Davalı Lehine Red Vekalet Ücreti Hükmedilemeyeceğine İlişkin Yargıtay Kararı | Yargıtay 21. Hukuk Dairesi | Av. Mücahit Çelik | 24.09.2026 | 21 |
Oku
Davacı Talebi: Davacılar vekili, murislerinin geçirdiği iş kazası sonucu vefat etmesi nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararların davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: Davalılar vekilleri, kusur oranlarına ve talep edilen tazminat miktarlarına itiraz ederek davanın reddini savunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece, müteveffa sigortalının %30, davalı şirketin %30, davalı gerçek kişinin %40 oranında kusurlu olduğu tespit edilerek davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulü ile davacılar lehine 10.000,00'er TL manevi tazminata karar verilmiştir. Ayrıca kabul edilen maddi tazminata rağmen davalılar lehine red vekalet ücreti takdir edilirken, manevi tazminat yönünden davacılar lehine vekalet ücretine hükmedilmemiştir. Temyiz Kararı: Yargıtay 21. Hukuk Dairesi; ölümlü iş kazasında işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması, olayın ağırlığı ve caydırıcılık unsurları gözetildiğinde 10.000,00'er TL manevi tazminatın az olduğunu belirtmiştir. Ayrıca davacıların maddi tazminat talepleri kabul edilmiş olmasına rağmen davalılar lehine red vekalet ücreti verilmesini ve manevi tazminat hükmedildiği halde davacılar lehine vekalet ücreti takdir edilmemesini 2014 yılı AAÜT m. 10 ve 12 hükümlerine aykırı bularak İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar yararına BOZULMASINA oy birliğiyle karar vermiştir. |
| Hizmet Tespiti Davasında Bordro Tanıkları Ve Komşu İşyeri Çalışanlarının Dinlenmesi Ve Talep Aşılarak Ücret Tespiti Yapılamayacağına İlişkin Yargıtay Kararı | Yargıtay 21. Hukuk Dairesi | Av. Mücahit Çelik | 24.09.2026 | 21 |
Oku
Davacı Talebi: Davacı, 26/03/2005 - 11/08/2005 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde geçen ve Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının Basın İş Kanununa tabi olarak geçtiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: Davalılar vekilleri, davanın haksız ve dayanaktan yoksun olduğunu savunarak reddini istemişlerdir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Bakırköy 18. İş Mahkemesince, davanın kabulü ile davacının 26/03/2005 - 23/05/2007 tarihleri arasında 57 gün aylık net 1.152,60 TL ücretle 506 sayılı Kanuna tabi olarak çalıştığının tespitine karar verilmiştir. Temyiz Kararı: Yargıtay 21. Hukuk Dairesi; hizmet tespiti davalarının kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle bordro tanıkları ile komşu işyeri çalışanlarının tespiti ve RTÜK kayıtlarının araştırılması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca davacının ücret tespitine yönelik bir talebi bulunmamasına rağmen mahkemece talep aşılarak ücret tespiti yapılmasının ve dönem bordrolarındaki tarihler ile bağdaşmayacak şekilde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu vurgulayarak İlk Derece Mahkemesi kararının davalılar yararına BOZULMASINA oy birliğiyle karar vermiştir. |
| İş Kazası Sonucu %100 Sürekli İş Göremezliğe Uğrayan Sigortalı Lehine Hükmedilen Manevi Tazminatın Fahiş Olması Sebebiyle Bozma Kararı Verilmesine İlişkin Yargıtay Kararı | Yargıtay 21. Hukuk Dairesi | Av. Mücahit Çelik | 24.09.2026 | 17 |
Oku
Davacı Talebi: Davacı, 05.11.2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu bakıma muhtaç şekilde %100 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığını belirterek uğradığı maddi ve manevi zararlarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı: Davalı vekili, kusur oranına ve tazminat miktarlarına itiraz ederek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesince, davacının %20, davalı işverenin %80 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek maddi tazminat talebinin kabulüne, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulü ile davacı lehine 220.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 623.630,04 TL maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Temyiz Kararı: Yargıtay 21. Hukuk Dairesi; sigortalının %20 kusurlu bulunmasını isabetli bulmuş, ancak olayın gelişimi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile paranın satın alma gücü göz önünde tutulduğunda hükmedilen 220.000,00 TL manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının manevi tazminat yönünden davalı yararına BOZULMASINA oy birliğiyle karar vermiştir. |
| Hastane Çalışanının Muvazaalı Alt İşveren Nezdinde Çalıştırılmasında Ulusal Bayram Ve Genel Tatil Çalışmalarının Nöbet Kayıtları Getirtilerek Belirlenmesi Gerektiğine Ve Arabuluculuk Ücretinin Haklılık Oranına Göre Paylaştırılacağına İlişkin Yargıtay Kararı | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi | Av. Mücahit Çelik | 24.09.2026 | 22 |
Oku
Davacı Talebi: Davacı vekili; müvekkilinin davalı Bakanlığa bağlı hastanede alt işveren bünyesinde veri elemanı ve kayıt personeli olarak çalıştığını, iş sözleşmesini emeklilik nedeniyle sonlandırdığını, asıl-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu belirterek kıdem tazminatı, ücret, ilave tediye, ulusal bayram ve genel tatil (UBGT), döner sermaye payı, fark ücret ve fazla çalışma ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: Davalı vekili; alacakların zamanaşımına uğradığını, ihale makamı olduklarını, asıl işveren sıfatlarının bulunmadığını ve husumet yokluğundan davanın reddi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece ve İstinaf Süreci: İlk Derece Mahkemesince; muvazaa iddiası kabul edilerek davanın kısmen kabulüne, kıdem tazminatı, eksik/fark ücret, ilave tediye, döner sermaye ve UBGT alacaklarının tahsiline, fazla çalışma alacağının ise reddine karar verilmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Temyiz Kararı: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi; tanıkların davacının sadece nöbetçi olduğu UBGT günlerinde çalıştığını beyan etmesi karşısında, nöbet listeleri ve işe giriş kayıtları getirtilmeden soyut tanık beyanlarıyla tüm UBGT günlerinde çalışıldığının kabul edilmesinin eksik inceleme olduğunu belirtmiştir. Ayrıca davanın kısmen kabul edilmiş olması nedeniyle 7036 sayılı Kanun m. 3/14 ve HMK m. 326/2 uyarınca arabuluculuk yargılama giderinin haklılık oranına göre paylaştırılması gerekirken tamamının davalıya yüklenmesini hatalı bularak Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA oy birliğiyle karar vermiştir. |